Burak Güven
Her Hafta bir konu
Her Hafta bir konu

 Aslında hayat ve insan üzerine bir yazı yazmadan önce bu yazıyı öncelikle ne için yazmam gerektiğini çok düşündüm. Hani derler ya insanın bir amacı olmalı benimde önceliğim ne için yazmalıydım hangi amaç için ve konusu ne olmalıydı çok düşündüm. Önce yaşadığım, hayatta var olduğum için mi yazmalıydım yoksa insan olduğum için hayata değer katmak için mi? Eminim her insan farklı bir amaç farklı bir duygu için yazardı. Ben bu soruları çok düşündüm ve farklı farklı yüzlercesini birçok konu geçti aklımdan fakat hiç biri benim amaçlarım doğrultusunda değildi.

 

       Bir gün sahil kenarında yürürken ufku seyrediyordum. Hiç ufkun ötesine gitmemiştim acaba dedim gemilerin kaybolduğu yerden sonra güneşin tam kaybolduğu noktan sonra ne vardır diye düşünmeye başladım. Sonra her insan gibi ne olabilir ki koca bir deniz koca bir okyanus... tamda bu düşünceler canlanırken beynimde bir yaşlı amca yaklaştı yanıma ve saati sordu. Amcaya saatin on ikiye yaklaştığını söyledim, yaşlı amca gülümseyerek: ''ömür ufka bir saat daha yaklaştı’’ dedi. Şaşırmıştım şaşkınlığımı da gizleyemedim beklemediğim bir cevaptı. Yaşlı amca Şaşkınlığımı anlamışçasına devam etti: ''bak evlat Güneş şimdi en tepede, en deli, en sıcak hali; denizi en çok buharlaştırdığı vakit, sabah böyle He canlı, böyle kendinden emin denize meydan okuyan biri değildi. Sabah ışıl ışıl hafif ılık, denizi kucaklayan biriydi. Peki ya akşam… Ufukta kıpkırmızı yorgun kaybolup gidiyor, denize belki bir veda bile edemeden işte evlat hayatta böyle şu gördüğün deniz gibi her geçen gün her geçen dakika ufka bir adım daha gidiyoruz. Ufku fazla düşünürsen denizi anlayamazsın, denizi yaşamazsın, denize güneş olacaksan tam tepede şimdi olacaksın'' O günden sonra ilkyazımın ne olduğuna karar verdim yaşlı amcanın tarifi ile ''deniz ve güneş'' ya da ''hayat ve insan''.
Artık niçin yazmam gerektiğini biliyordum bu yüzden ilk konum ''Hayat ve İnsan'' başlığı altında hayat amacını, insan olmanın önemi ve yaşamın değerini kendimce sizle paylaşacağım.

       Benim için hayat tek bir kelime değil hayat kelimesinin terim anlamı bütün sözlüklerde aynı ''yaşam, doğumdan ölüme kadar geçen süre'' gibi anlamlar ile ifade ediliyor. Fakat bende olduğu gibi birçok insanda hayat sözcüğünü farklı duygular farklı düşünceler uyandırıyordur. Bende ilk önceleri hayat nefes almaktan ibaretti. Aslında hayatın o uçsuz bucaksız anlamını sade ve basit bir kelimeyle doldurmuştum. Eminim birçok insan bu cümleyi okuduğunda bana fazlasıyla kızacak, nefes almak bu kadar basit olamaz diye. Elbette ki basit değil. Fakat, hayatın içinde nefes sadece tek bir kavram. Hiç olmadı mı size nefesinizin donup kaldığı zamanlar her şey bitmiş hissi soluksuz geçen o zamanlar olmadı mı? Elbette ki oldu, elbette hayat en beklemediğiniz zamanlarda vurdu sizi de. Çünkü sizde benim gibi hayatı tam kavrayamadınız hayata sorular sormadınız. Hayatın en kolay köşelerine sığındınız. Acıda çektiniz, mutluda oldunuz, kime göre, ne için bilmeden, kalbimizin her atışında hangi cümleleri kurduğunu anlayamadan ve sonunda hayatın pençesinde bulduk kendimizi. Beni de öyle bir aldı ki hayat eline ne sevgilerim sevgili kaldı ne nefretlerim nefret oldu hepsi bir solukta kaybolup gitti, neden diyemeden, nasıl olduğunu anlayamadan bir önlem bile alamadan zaman yerle bitti hayalleri, umutları. Çünkü ben hepsinde hayatın o geniş coğrafyasında en basit olana yerleşmiştim. Neden çünkü yaşama hep bakmak istediğimiz pencereden baktık hep yapaydık yapay olduk iyi kavramını güzelliklerde aradık. Güzellik kavramını somutlaştırdık elle tutulur olmalıydı, göze güzel olmalıydı anlam yüklediğimiz her şeyde hayatı göz ardı ettik. Hep önüne insanı koyduk. Peki, nelere anlam yüklenir hayata nasıl değer verilir? Aslında farkında olmadan veya bilerek birçok şeye anlam yüklüyoruz. Örneğin en sevdiğimiz oyuncağımız veya en sevdiğimiz dostumuz veya aşkımız aslında bu yazmakla bitmez. Peki ya hayatı anlamlı kılan bize hayatı hissettiren ne? Asıl soru bu, o zaman hayata insan olarak değer katarız. Bir şeye anlam yüklemek, hayatı insan olarak hissetmek nasıl mümkün olacak? 
   Tüm bu sorular biraz kafanızı karıştırdı farkındayım. Hayat ve insan aslında bir birine bağlı bir kavramdır. Öncelikle insanı ele almak gerekirse bir birey olarak hayatı ne kadar düşündük, ne kadar ona anlam kattık, ne kadar değer verdik ve onunla ne kadar yaşadık? Bilmiyoruz. Çünkü insan olmanın değerini bilemedik. Bize sunulan büyük bir ayrıcalığı hiç düşünmedik. İnsan nasıl ayrıcalıklı olabilir ki demeyin insan hayat için en ayrıcalıklı kavramdır. İnsan acı çektiği kadar mutlu olduğu kadar ve gözyaşının sınırı kadar insandır.
      
     Hayat ve insan evet biz aslında insan olmanın ayrıcalığını öğrenemedik, bilemedik. Öncelikle ben kendime çok kızıyorum. Neden hayatı nefes almaktan ibaret gördüm diye sizce neden böyle düşündüm oysa zaten hayat daha yoğun daha içten anlamları hak etmedi mi? Yaşadığımız sürece neden sorgulamadık hayat için ne ifade ettiğimizi hal bu ki kız arkadaşımız ya da erkek arkadaşımız için ne ifade ettiğimiz çok önemliydi. Belki de farkında olmadan hayata bırakmamız gereken o kadar değerin hepsini sevdiğimiz insana yükledik. İnsan olarak bir insana hayatın bütün anlamını yükledik. Hayat için elimizde ne kaldı peki? Hayat için onu anlamlı kılacak geçmişi ve geleceği çizecek yön verecek ne kaldı? Fakat bunun böyle olmadığını geçte olsa anlamıştım zararın neresinden dönerseniz o kardır derler, gerçekten de öyleymiş yoksa koca bir ömrü ne için yaşadığımı bilmeden geçecekti.

       Okula gidersiniz önünüze bir yığın ders kitapları konur hepsinde aynı şeyler vardır. Fakat hiç birinde insanın kendisi yoktur. İnsan olarak artık kendimizi şartladığımız şeylere yönelttiriyoruz çünkü. Ne istediğimizi değil toplumun ne istediği ön planda tutuyoruz. Ne hayatın var olduğunu hissediyoruz ne de yok olduğunu. İnsan olarak tüm hisselerimizi kör etmişiz. Niçin moda dergisi ne derse hayatın ön sıralarda o var, niçin bir televizyonda ne görmüşsek hayatın önsözü o olmuş. Sizce hayat bu mu? Bir söz vardır bilirsiniz ’’insan hayatı bu kadar ucuz mu’’ diye, peki hayat bir moda dergisi kadar ucuz mu?

          Aslında insan olarak hayatta ne kadar uzun  yaşadığımızın hiç bir önemi yok sözlerim çok saçma gelecek biliyorum ama ha bugün ha yarın ne fark eder zaten yaptığımız davranışların hangilerini kalpten isteyerek yaptık ki. Hangi ayakkabımızı giyerken gerçekten biz istedik. Peki, hadi bunu modacılar yöneltti. Peki, insanlara ardını dönüp gitmeyi kimden öğrendik? Dostlarımızı arkadan vurmayı kimler fısıldadı kulağımıza? Peki ya tüm hayatımızın anlamını yüklediğimiz, aşkımız dediğimiz insanı aldatmayı kimden öğrendik? Biz mi istedik gerçekten bunları? Bu kadar olmadık öyle değil mi? Bu kadar acımasız olamazdık oysa biz çocukken her şey güzeldi. Herkes gözümüzde arkadaştı, herkes gözümüzde iyiydi, gerçekten de kötü değildik hep iyiydik. Belki de bu yüzden ’’Çocuklar melektir’’ denir. Peki, ne zaman öğrendik şeytana uymayı, ne zaman kalbi körelttik? İnsan olduğumuzu hayata değer katmayı unuttuk. Neden karanlık bulutlar yükledik kalbimize? Fırtınalar kopardık dur diyemez miydik? Ne saçma bu yaptıklarımız diyemedik. Ne zaman vaz geçtik hayallerimizden? Hiç gerçekten hayal ettik mi? Belki de asıl sorun oydu. Yarın ne olacak demekten bugün ne yaptığımızı göremez olduk. Hepimizin amaçları oldu, umutları oldu, hayalleri oldu, fakat hayaller bu kadar iyiyken bugün neden kötü olduk, neden birlik olmadık, neden bir birimizin arkasından kuyular kazdık? İnsan olmak hayat için anlatılmaz bir kavram peki hayat insan için neydi hayat, tertemiz bir okyanustu, biz kirlettik, ona hiç bir değer katmadan yaşadık. Bembeyaz bir sayfaydı hayat, onu hangi renge boyayacağımızı düşünürken simsiyah bir suret kaldı elimizde...

    Ben artık hayatı anlamaya çalışmıyorum. İnsanların nerede olduğunu, yarın hangi insanın üstüne geleceğim diye düşünmüyorum. Ben denize bugün güneş oluyorum tam denizin en tepesinde, ben hayata bugün sarılıyorum, çünkü yarın geç olabilir. Sizde bugün hayallerinize sarılın, sizde bugün bir amaç için yaşayın, sizde rengârenk bir gök kuşağı oluşturun ama insan olmayı, insan gibi yaşamayı, bir olmayı unutmadan, kalbimizin sesini yok saymadan moda dergilerine, televizyon programlarına aldanmadan, kalbimizin hala temiz kalmış duyguları istediği için, biz gerçekten değerli hissettiğimiz için yaşayalım. Unutmayın bu cümleyi okuduğunuzda ömür ufka bir saat daha yaklaştı, yarın belki de elveda bile edemeden ufuktan kaybolmuşsunuz.


 Burak GÜVEN

 
 
 
 
 23 Aralık 2011
 
 
 
 
 

 


Her Hafta bir konu